KORE'DEN GELEN HAYALLER
Dorukan ve Erenin Lee yi kyung'un evine ziyarete gitmeleri üzerinde benimde anılarım canlandı. Açıkcası bu duyguların sadece anılarda kalmaması beni mutlu etti. Yaklaşık dört yıl önce yani tarihler 06.09.2014 ü gösterdiğinde Jong suk han ile Eun ha Türkiye ye gelmişlerdi. Bu geziden önce nasıl tanıştığımızı anlatmalıyım sanırım. Bu serüven benim kore kültürüne merakımla başlayda kendime kendim gibi korecan bir kanka bulmamla başlıyor. . Benim ingilizce seviyem şimdikinden de pek farksız olmamakla birlikte ben bulduğum korelilere "Merhaba ben Halime Türkiye'denim. Kore kültürünün seviyorum. "gb. Mesajlar atıyordum. Eğer ki cevap verirlerse bu sefer devreye ingiliz edebiyatı öğrencisi korecan kankam hemen devreye giriyordu ki böylece en önemli sorun olan dialog problemi de kalkmış oluyordu . Gecenin bilmem kaçı hatırlamıyorum. ben yine mesajlarıma cevap verenlere tekrar geri dönüş yapıyordu. ve bir anda " SEN KİMSİN?" mesajını almıştım. O an sinirlenmiştim. Kendi kendime "Tanımıyorsan neden arkadaş ekliyorsun" dedim. Ama kendimi yine de itina ile anlattım. Kore ye olan hayranlığımın bana öğrettiği ilk şey istediğin şeyden alana kadar asla vazgeçmeydi ve ben asla ama asla vazgeçmedim.Sonra Jong suk benim mesajıma merhaba diye cevap verdi. Onada Türkiyedenim kore kültürüyle ilgileniyorum bu nedenle ekledim der demez Jongsuk gerçekten mi biz 6-9 eylülde Türkiyeye gelmeyi planlıyoruz eşimle dedi.Ben hemen Kapadokyaya gelmelisiniz diye davet ettim. Ne yazık ki tatilleri kısa süreli olduğu için sadece İstanbul'da kalabileceklerini söyledi.Tabi ben bir üzüldüm anlatamam. Ki o sene Türkiye ye Song seung heon gelmişti hemde benim memleketim Nevşehire ve ben Ispartada olduğum için göremedim diye ağlamıştım ve oda arkadaşlarım benimle dalga geçmişlerdi.(Bunu neden anlattım inanın bilmiyorum.)Bir umut belki onlar geldiğinde biz İstanbul a giderdik.tabi bu düşük bir ihtimaldi. Jong suk altıncı ayın sekizinde bir mesaj attı " Biz Kapadokyaya da geleceğiz ama ben yere göğe sığamıyorum. O gün onlarla konuştuktan sonra annemle konuştum ve birlikte plan yaptık.Babamla sabah Hanları hava alanından alacaktık. öğlene kadar gezecektik ve eve gelecektik böylece onlarda dinlenmiş olacaklardı .Planımız buydu.Biz o zaman okul tatil olduğu için üniversiteli gençler olarak memleketlerimize geri dönmüştük bu nedenle de Cerenle sadece telefonda konuşabiliyorduk. Han mesaj atmıştı. ve ben hemen grup kurdum faceden zira tek başıma çeviri yapacak kadar bile ingilizcem yok Meğer Han da kendi planlarını yapmış bize anlatıyor :Bir turla Kapadokyayı gezdikten sonra pansiyona geçmeden önce bizimle bir saat kadar buluşup ondan sonraki gün İstanbula uçmak. Neeeyyyy Ben bunu okur okumaz Ceren' e Ceren bak akşam bizde kalacaklar. Ceren söylediklerimi çeviriyor .Hangil diyor Tamam sabah turla gezelim akşam sizde kalalım. ben diyorum hayır birlikte gezeceğiz. Sonunda Hanlarla anlaştık ve bizim plan uygulamaya koyulacaktı.Han bir sürü güzel anı biriktirelim Fotoğraflarımız olsun. Ben deli gibi tabiki diyorum ama beni tutabilene aşk olsun.Geri sayım başlamıştı. ve ben Karabük'e gittim.Biz Cerenle birlikte dönüşü yaptığımız günün ertesi günü Han ve Ha artık Türkiye 'delerdi. Ben , Ceren ve babam erkenden Kapadokya hava alanına gittik. ve Hanla konuşuyoruz. O içerden resim atıyor bize biz dışardan atıyoruz. Bu hem o kadar insan arasından birbirimizi bulmamız konusunda yardımcı oluyor hemde heyecanımızı yenmemize yardımcı oluyordu. Hanla Ha bizim beklediğimiz kapıdan değil diğer taraftaki kapıdan çıktılar. Ben babama ordalar diyerek Han 'a doğru koşuyorum o anki duygu yoğunluğunun tarifi yok.Üniversiteyi kazandığımda o kadar mutlu olmamışımdır eminim. Ben Hana sarıldım ama Han ve Ha teşbihte hata olmaz robot gibi sarılıyorlar. O an daha iyi anladım kültürümüzde dokunma duygusunun yerini onlar bize göre bu konuda daha soğuklar ama saygı konusunda bizden daha üst seviyedeler. Biz arabaya bindik ve biz tekrar tanışıyoruz.Ben Jong su Han şi dedim ve Han o kadar şaşırdı ki Halime şi diye tepki verdi. O an samimi bulmuştu sanırım bu resmiyeti. Koreli aktörlerden açıldı konu o an ben sanki doğuştan anlıyor gibiydim ingilizceyi sanırım bunun en etkili yöntemi beden diliydi. 2ne1 fanı olduğumu ve clyi sevdiğimi söyledim. Jong suk kendisininde clyi sevdiğini söyledi ve biz şarkısını söylemeye başladık. biz konuşurken zaman çok hızlı akmıştı ve Avanos a gelmiştik.Yemek yemek için Kızılırmağın kenarında bir lokantaya girdik ve Han hemen hemen her yemeğin içinde ne olduğunum merak ediyordu. ve bizim ingilizce zor durumdaydı.Gelde anlat testi kebabının içinde ne var ben daha türkçe bu yemeğin içinde ne var bilmiyorum . Bir de o yetmezmiş gibi orda yetkili garson gelip demesin mi ne anlatmak istiyorsanız bana söyleyin ben anlatayım. bir yandan da dalga geçtiği yetmezmiş gibi sırıtıyor.Gelde delirme.Bozulduk yalan yok ama belli etmiyoruz.Han acılının içinde ne var diye sordu. Bende fırsat bu fırsat garsonu çağırdım çevirmesini istedim. Adam kaldı. Bu seferde ben ona küçümser bir bakış attım.Onun yaptığı gibi hafif bir alaycı gülümseme.Yedikten sonra Avanosda babamın tanıdığı bir dükkanda Han ile Ha çanak yaptılar . Bizde onları izledik. Sallanan köprüden geçtik. Ordan sonraki istikamet Zelve ve Paşabağdı. Saat çoktan geç olmuştu. ve Oralarda çok oyalanmadan hemen Göremeye geldik burdaki açık hava müzesini de gezdik. derken saat beş olmuştu ordanda Uçhisar kalesine gittik ve çok uzun zaman önce çıktığım bu kalede o manzaraya tekrar bayıldım. Ve iyi ki bu toprakların çocuğuyum. Ha ve Ceren artık yorgunluktan ölmüştü. Ama bizde ölmüştük. Diğer durağımız yol üzerindeki üç güzeller olduktan sonra evimizdi. Eve geldiğimizde Han ve Ha "Teşekkür ederim" diyerek eve girdiler.O şekildeki girişleri annemlerin gönlünü fethetmişti bile. Annem biz girerken ise öğlen gelecektiniz hani diyordu. bütün yöresel yemekleri hazırlamıştı benim bir küçüğüm ile.Tatlısından tuzlusuna kadar her şey vardı sofrada.Annemde çok beğenir koreyi bir gün kısmet olursa inşAllah oda gitmek istiyor ama uzun yoldan korkuyor.Yemek yedikten sonra Babamın arkadaşı cami imamı Emin Hocaya camiyi gösterebilir miyiz diye sormuştum o da bizi kırmadı ve camiye gittik Hanın cübbeli fotoğrafını bile çektik. Tekrar eve geldiğimizde ise annemle birlikte türk kahvesi yaptık . Han o sırada yorgun düşen babamla Hanın uyuyakalmış hallerini fotoğraflamış bize göstermek için gelmişti. Biz kahveleri içtikten sonra ise çekirdek yemeye başladık . Han bize Türkiye deki çekirdeği çitleyip yere atıldığından dolayı kriz haberi çıktığından söz etti. Hatta benim tabağımda çekirdeğin bitmesi üzerine kendi çekirdeğini paylaştı benimle . Bize kendi elleri ile ramen yaptı. ve ramen o kadar acıydıki acı biber delisi babam bile yiyememişti. Bu yüzden Han hepsini yedi.Sonra hepimiz yorgunuktan öldüğü için uyuduk. Sabah altıda kalktık. Kahvaltı hazırladık Han ve Ha yetişemeyeceğimizi düşündükleri için telaşlı bir şekilde hadi gidelim diyordu.Ama bizim en büyük sorunumuz ise küçük kardeşim Oğuzhan ın kaybettiği anahtarı bulmaya çalışıyorduk. Bu telaşı onlarda anlamış olacaklar ki hava alanında yeriz dediler. Bu kez devreye ben girdim ve ilk önce kahvaltıyı yapalım burda dedim. Bunun üzerine Han o zaman eşyaları koyalım dedi.O an yerin dibine girmek ne demek çok iyi anladım. Ki kahraman annem anahtarı buldu ve eşyalar konuldu ve kahvaltıyı yaptık. Ha ile annem sarıldılar. Ha ağlamaya başlayınca annemde kendini tutamadı.Bir gün geçirmiştik belki ama ömre bedeldi.O an ailecek yaşadığımız duygu da bunun göstergesiydi.Birlikte fotoğraf çekindik ve yola koyulduk.O an gitmelerini hiç istememiştim.Hanla Ha yı Kayseri havalimanına götürdük.Ayrılırken yazın koreye geleceğimiz için sözümüzü mühürledik koreli usülünde ve ayrıldık. O zamana kadar ağlamamıştım ama Kayseriden Ürgüpe gelene kadar ağladım.Bu ağlama hüzünden miydi yoksa mutluluktan mıydı?. sanırım her ikisi de vardı. Eve döndüğümüzde evden sanki ölü çıkmış gibi sessizdi. Hava yağmurluydu ve biz çareyi uyumakta bulmuştuk. Kalktığımızda çoktan öğlen sonuydu. Han ve Ha İstanbuldalardı ama yağmur yağdığı için otelden dışarı çıkamamışlardı. Akşam son kalan rameni yaptık bizde ve oturduk o acı rameni yedik.Hala fotoğrafları vardır. Dudaklarımız acıdan dolayı o kadar şişmişti ki.....
Bugüne kadar bağımızı koparmadık belki ilk günkü gibi konuşamıyoruz ama onlar bizim için obba ve unni iken bizde onlar için sisters ve mother father olarak kaldı ve biz ilk planımızı
yaptığımız gün gibi birbirimizde güzel anılar bıraktık.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder