18 Temmuz 2018 Çarşamba

                                     
                                                      KORE'DEN GELEN HAYALLER
Dorukan ve Erenin Lee yi kyung'un evine  ziyarete gitmeleri üzerinde benimde anılarım canlandı. Açıkcası bu duyguların sadece anılarda kalmaması beni mutlu etti. Yaklaşık dört yıl önce  yani tarihler  06.09.2014 ü gösterdiğinde  Jong suk han ile  Eun ha Türkiye ye gelmişlerdi. Bu geziden önce  nasıl tanıştığımızı anlatmalıyım sanırım. Bu serüven  benim kore  kültürüne  merakımla başlayda kendime kendim gibi korecan  bir kanka bulmamla başlıyor. . Benim ingilizce  seviyem şimdikinden de  pek farksız olmamakla birlikte ben  bulduğum korelilere  "Merhaba ben  Halime  Türkiye'denim. Kore  kültürünün seviyorum. "gb. Mesajlar atıyordum. Eğer ki cevap verirlerse bu sefer  devreye  ingiliz edebiyatı öğrencisi korecan kankam hemen  devreye  giriyordu ki  böylece  en  önemli sorun olan dialog problemi de   kalkmış oluyordu .   Gecenin bilmem kaçı hatırlamıyorum. ben  yine  mesajlarıma cevap verenlere  tekrar geri dönüş yapıyordu. ve  bir  anda " SEN KİMSİN?" mesajını almıştım. O an sinirlenmiştim. Kendi kendime  "Tanımıyorsan neden  arkadaş ekliyorsun" dedim. Ama kendimi yine de  itina ile  anlattım. Kore ye  olan hayranlığımın bana öğrettiği ilk şey  istediğin şeyden alana kadar  asla vazgeçmeydi ve  ben  asla ama asla vazgeçmedim.Sonra Jong  suk benim mesajıma merhaba diye  cevap verdi. Onada Türkiyedenim  kore kültürüyle  ilgileniyorum bu nedenle  ekledim der demez  Jongsuk gerçekten mi biz   6-9 eylülde  Türkiyeye  gelmeyi planlıyoruz eşimle  dedi.Ben  hemen  Kapadokyaya gelmelisiniz diye  davet ettim. Ne yazık ki  tatilleri kısa süreli olduğu için sadece  İstanbul'da kalabileceklerini söyledi.Tabi ben  bir  üzüldüm anlatamam. Ki o sene Türkiye ye Song  seung  heon  gelmişti hemde  benim memleketim Nevşehire ve ben  Ispartada olduğum için göremedim diye  ağlamıştım ve  oda arkadaşlarım benimle  dalga geçmişlerdi.(Bunu neden anlattım inanın bilmiyorum.)Bir  umut belki onlar  geldiğinde biz  İstanbul a  giderdik.tabi bu düşük bir  ihtimaldi. Jong suk altıncı ayın  sekizinde  bir  mesaj attı " Biz  Kapadokyaya da geleceğiz ama ben  yere göğe  sığamıyorum. O gün onlarla konuştuktan sonra annemle  konuştum ve  birlikte plan yaptık.Babamla sabah Hanları hava alanından  alacaktık. öğlene  kadar gezecektik ve  eve gelecektik böylece  onlarda dinlenmiş olacaklardı .Planımız  buydu.Biz  o zaman okul tatil olduğu için üniversiteli gençler  olarak memleketlerimize  geri dönmüştük bu nedenle  de  Cerenle  sadece telefonda konuşabiliyorduk. Han  mesaj atmıştı. ve  ben hemen  grup kurdum faceden  zira tek başıma çeviri yapacak kadar  bile  ingilizcem yok Meğer  Han da kendi planlarını yapmış bize  anlatıyor :Bir  turla Kapadokyayı gezdikten sonra  pansiyona geçmeden önce  bizimle  bir  saat kadar  buluşup  ondan sonraki gün İstanbula uçmak. Neeeyyyy Ben  bunu okur  okumaz Ceren' e Ceren  bak akşam bizde  kalacaklar. Ceren söylediklerimi çeviriyor .Hangil diyor  Tamam sabah turla gezelim akşam sizde  kalalım. ben  diyorum hayır  birlikte  gezeceğiz. Sonunda Hanlarla anlaştık ve bizim plan uygulamaya koyulacaktı.Han bir  sürü güzel anı biriktirelim Fotoğraflarımız  olsun. Ben  deli gibi tabiki diyorum ama beni tutabilene  aşk olsun.Geri sayım başlamıştı. ve  ben  Karabük'e  gittim.Biz  Cerenle  birlikte  dönüşü yaptığımız  günün ertesi günü Han ve Ha artık Türkiye 'delerdi. Ben , Ceren ve babam erkenden  Kapadokya hava alanına gittik. ve  Hanla  konuşuyoruz. O içerden resim atıyor  bize  biz dışardan atıyoruz. Bu hem  o kadar insan arasından birbirimizi bulmamız  konusunda yardımcı oluyor  hemde  heyecanımızı yenmemize  yardımcı oluyordu. Hanla Ha bizim beklediğimiz  kapıdan değil diğer  taraftaki kapıdan çıktılar. Ben  babama  ordalar diyerek Han 'a doğru koşuyorum  o anki duygu yoğunluğunun  tarifi yok.Üniversiteyi kazandığımda o kadar mutlu olmamışımdır eminim. Ben  Hana  sarıldım ama Han ve Ha teşbihte  hata olmaz robot gibi sarılıyorlar. O an daha iyi anladım kültürümüzde  dokunma duygusunun yerini onlar bize  göre  bu konuda  daha soğuklar ama saygı konusunda bizden  daha üst  seviyedeler. Biz  arabaya bindik ve  biz  tekrar tanışıyoruz.Ben  Jong su Han şi dedim ve  Han o kadar şaşırdı ki Halime şi diye  tepki verdi. O an samimi bulmuştu sanırım bu resmiyeti. Koreli aktörlerden  açıldı konu o an ben sanki doğuştan anlıyor  gibiydim ingilizceyi sanırım bunun en  etkili yöntemi beden diliydi. 2ne1 fanı olduğumu ve  clyi sevdiğimi söyledim. Jong  suk kendisininde  clyi sevdiğini söyledi ve  biz  şarkısını söylemeye  başladık. biz  konuşurken zaman çok hızlı akmıştı ve  Avanos a gelmiştik.Yemek yemek için Kızılırmağın kenarında bir  lokantaya girdik ve   Han hemen  hemen  her  yemeğin içinde  ne  olduğunum merak ediyordu. ve  bizim ingilizce  zor  durumdaydı.Gelde  anlat testi kebabının içinde  ne  var ben  daha türkçe  bu yemeğin içinde  ne  var bilmiyorum .   Bir  de  o yetmezmiş gibi   orda yetkili garson gelip demesin mi  ne anlatmak istiyorsanız  bana söyleyin ben  anlatayım. bir  yandan da dalga geçtiği yetmezmiş  gibi sırıtıyor.Gelde  delirme.Bozulduk yalan yok  ama belli etmiyoruz.Han acılının içinde  ne  var diye  sordu. Bende  fırsat  bu fırsat garsonu çağırdım çevirmesini istedim. Adam kaldı. Bu seferde  ben  ona küçümser  bir  bakış attım.Onun yaptığı gibi hafif  bir  alaycı gülümseme.Yedikten  sonra Avanosda babamın tanıdığı bir  dükkanda Han ile  Ha çanak yaptılar . Bizde  onları izledik. Sallanan köprüden geçtik. Ordan sonraki istikamet  Zelve  ve  Paşabağdı. Saat çoktan geç olmuştu. ve  Oralarda çok oyalanmadan  hemen Göremeye geldik burdaki açık hava müzesini de gezdik. derken saat beş olmuştu ordanda Uçhisar  kalesine  gittik ve  çok uzun zaman önce  çıktığım  bu kalede  o manzaraya tekrar  bayıldım. Ve iyi ki bu toprakların çocuğuyum. Ha  ve  Ceren  artık yorgunluktan  ölmüştü. Ama bizde  ölmüştük. Diğer  durağımız  yol üzerindeki üç güzeller olduktan sonra evimizdi. Eve  geldiğimizde Han ve Ha "Teşekkür  ederim" diyerek eve  girdiler.O şekildeki girişleri annemlerin gönlünü fethetmişti bile. Annem  biz  girerken ise  öğlen  gelecektiniz  hani diyordu. bütün yöresel yemekleri hazırlamıştı benim bir küçüğüm ile.Tatlısından tuzlusuna kadar her şey vardı sofrada.Annemde  çok beğenir  koreyi bir  gün kısmet  olursa inşAllah  oda gitmek istiyor  ama uzun yoldan korkuyor.Yemek yedikten sonra Babamın arkadaşı cami imamı Emin Hocaya camiyi gösterebilir miyiz  diye  sormuştum o da bizi kırmadı ve  camiye  gittik Hanın cübbeli fotoğrafını bile  çektik. Tekrar  eve  geldiğimizde  ise  annemle  birlikte  türk kahvesi yaptık . Han o sırada yorgun düşen babamla Hanın  uyuyakalmış hallerini fotoğraflamış bize  göstermek için gelmişti. Biz  kahveleri içtikten  sonra ise çekirdek yemeye  başladık . Han bize  Türkiye deki çekirdeği çitleyip yere atıldığından dolayı kriz  haberi çıktığından söz  etti. Hatta benim tabağımda çekirdeğin bitmesi üzerine  kendi çekirdeğini paylaştı benimle . Bize  kendi elleri ile  ramen yaptı. ve  ramen  o kadar acıydıki   acı biber   delisi babam bile  yiyememişti. Bu yüzden Han hepsini yedi.Sonra hepimiz yorgunuktan öldüğü için uyuduk. Sabah altıda kalktık. Kahvaltı hazırladık Han ve  Ha yetişemeyeceğimizi düşündükleri için  telaşlı bir  şekilde  hadi gidelim diyordu.Ama bizim en büyük sorunumuz  ise  küçük kardeşim Oğuzhan ın  kaybettiği anahtarı bulmaya çalışıyorduk. Bu  telaşı onlarda anlamış olacaklar ki  hava alanında yeriz  dediler. Bu kez  devreye  ben girdim ve ilk önce  kahvaltıyı yapalım burda dedim. Bunun üzerine  Han   o zaman eşyaları koyalım dedi.O an yerin dibine  girmek  ne  demek çok iyi anladım.  Ki kahraman annem  anahtarı buldu ve  eşyalar konuldu ve kahvaltıyı yaptık. Ha ile annem sarıldılar. Ha ağlamaya başlayınca annemde  kendini tutamadı.Bir gün geçirmiştik belki ama ömre  bedeldi.O an ailecek yaşadığımız  duygu da bunun göstergesiydi.Birlikte  fotoğraf çekindik ve yola koyulduk.O an gitmelerini hiç istememiştim.Hanla Ha yı Kayseri havalimanına götürdük.Ayrılırken yazın koreye  geleceğimiz  için sözümüzü mühürledik koreli usülünde ve  ayrıldık. O zamana kadar ağlamamıştım ama Kayseriden  Ürgüpe  gelene  kadar ağladım.Bu ağlama hüzünden miydi yoksa mutluluktan mıydı?. sanırım her ikisi de  vardı. Eve  döndüğümüzde  evden sanki ölü çıkmış gibi sessizdi. Hava yağmurluydu ve  biz  çareyi uyumakta bulmuştuk. Kalktığımızda  çoktan öğlen sonuydu. Han ve Ha İstanbuldalardı  ama yağmur  yağdığı için otelden dışarı çıkamamışlardı. Akşam  son kalan rameni yaptık bizde  ve  oturduk o acı rameni yedik.Hala fotoğrafları vardır. Dudaklarımız  acıdan dolayı o kadar şişmişti ki.....     
Bugüne  kadar bağımızı koparmadık belki ilk günkü gibi konuşamıyoruz  ama onlar bizim için obba ve  unni  iken bizde onlar için sisters ve  mother father olarak kaldı ve  biz  ilk planımızı
yaptığımız  gün gibi  birbirimizde güzel anılar bıraktık.   



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

NEDEN RUSÇA?

Bu yazımı aslında rusça sınavında bir  konu seçip onun hakkında konuşmamız istenmesi ve  "neden  rusça?" konusunu seçmem üzerine y...